Günümüzde Almanya'nın güneybatısında yer alan Stuttgart
Württemberg'de doğan idealistAlman filozof. Etkisi
hem onu takdir edenler ( Bradley
Sartre
Küng
Bauer
Stirner
Marx ) hem de acımasızca eleştirenler ( Kierkegaard
Schopenhauer
Nietzsche
Heidegger
Schelling) gibi çok farklı konumlardaki insanlar üzerinde çok geniş bir yelpazede olmuştur. Felsefenin sürekli tartışılan sorunlarının fasit dairesinin dışına çıkmak için
muhtemelen felsefede ilk kez
tarih ve yapının önemli olduğunu ileri sürdü. Efendi-köle diyalektiği nin kavramsallaştırması öz farkındalık oluşması için ötekinin öneminin altını çizdi. Bir memurun oğluydu. Tübingen'de ilahiyat okuduktan sonra Bern ve Frankfurt'ta felsefe öğretmenliğine başladı. 1805'te Jena üniversitesine profesör oldu. Başlangıçta Schelling'in öznel idealizm felsefesine inanmış görünüyordu
sonradan kendine ayrı bir sistem kurup onun savunmasını yapmaya başladı. Kurduğu bu felsefe sistemini 'phanomenologie des Geistes' adındaki eserinde anlatmıştır. Bir süre Nürnberg'de kaldıktan sonra Berlin ve Heidelberg üniversitesinde profesörlük yaptı. Bu devrede yazdığı eserler arasında 'Mantık Bilimi' ve 'Felsefe Ansiklopedisi' dikkati çekti.Hegel'in kurduğu sisteme 'diyalektik mantık' denilir. Buna göre bir fikir(yani tez)
karşısındaki başka bir tezle(anti-tezle) karışır
bundan yeni bir anlayış doğar ki buna sentez denilir.Hegel
Kant'ın felsefesine inanmakla beraber onun fikirlerini yetersiz buluyordu. Kant'ın aksine insanların her şeyi öğrenebileceklerine inanmıştı. Hegel'e göre dünya demek mantık demekti. İnsanlar mantığın sınırlarını çözdükleri anda beşerin sınırlarını da çözmüş olacaklardı. Hegel'e göre
biricik
canlı felsefe
çelişmelerin -daha doğrusu karşıtların- felsefesidir; çiçek
meyvanın ortaya çıkmasına yol açar
ama meyvenin ortaya çıkması için de
çiçeğin ortadan kalkması gereklidir. Demek ki üremenin gerçeği
hem çiçek hem meyva olmaktır. Ölüm hem ortadan kaldırmadır
hem yeniden doğuşu sağlayan koşuldur.Hegel ömrünün son yıllarını Berlin'de geçirdi. 1831 yazı ve sonbaharı boyunca süren kolera salgınının son kurbanlarında biri oldu. 14 Kasım'da kısa süren bir hastalıktan sonra aniden ölmüştür.
Mutlak idealizm sistemi
Hegel felsefesi herşeyden önce bireylerin kendi kendilerine ilişkin olarak özgür bir bilince ulaştıkları bir insanlık tarihi felsefesidir. Ama bilinç kendi başına özgür değildir; bilincin özgürleşmesi Tinin Fenomenolojisi'nde betimlenen karmaşık bir süreçle gerçekleşir.
Bu eserde Hegel
bilincin bütün dünya ölçeğinde kendi kendini nasıl sınadığını ve yalın bir öznel kesinlik ile kendi kendinin nesnel bilgisine nasıl ulaştığını ortaya koyar. Bilinç
dünyanın bilincine vararak
kendi kendisinin bilincine de
'efendi ile köle arasındaki diyalektik olarak adlandıralan yolla' varacaktır. Gerçekte bu diyalektik
herbiri kendisini olduğu gibi tanıtmak isteyen iki bilinç biçimi arasındaki kölelik ve egemenlik ilkelerini insanlık içinde -çünkü insanlık hayvanlardan kesinlikle farklı olarak
yaşamı aşma yeteğine sahiptir- betimler. Her biri bunu bir ölüm kalım savaşı içinde
hem kendisi hem öteki için yapacaktır. Köle kaybedecek
yaşam önünde diz çökecek ve efendi için çalışarak ona hizmet edecektir. Ancak köle (Marx'ta proleter) esaretinden de bu çalışma içinde ve bunun sayesinde kurtulacaktır; çünkü dünyayı dönüştürerek
kendi kendisine bağımsızlığa ulaşmanın somut araçlarını verecektir.Bu süreç sonunda
bilinç Akıl'a ulaşır. Dünya ona yabancı olmaktan çıkar; dünyaya ilişkin bilgisi onun gerçek bilgisidir
ve onun gerçek bilgisi de dünyaya ilişkin bilgisidir. Ama bilinç artık sadece bireyin bilinci değildir; bilinç
içinde 'ben'in biz olduğu
biz'in ben olduğu' tinsel bir topluluğun bilincidir. ve bu da Tin'den başka bir şey değildir. Tin
tarihsel gelişim kilit anları olan belli sayıda 'figures' aracılığla tarih boyunca kendini ortaya koymuştur. Bu kilit anlar yunan etiğinden
Hegel in dönemindeki çağdaş Prusya'ya kadar uzanır. Bu süreç sonunda ancak bilinç
Tinin kendi bilinci haline gelerek mutlak bilgiye ulaşır; filozof da böyle bir bilginin yorumcusu olur.Ansiklopedi projesi
Mutlak
kendi kendini temsil eden öznedir ve kendisine ilişkin bilgisini de felsefe aracılığıyla elde eder. Bu nedenle felsefi düşüncenin kendisi mutlak bilgidir. Felsefi Bilimler Ansiklopedisi bu bilgiyi oluşturan kavramların nasıl eklendiklerini ve Doğru'ya ulaşmasına nasıl olanak sağladıklarını göstercektir. Tarih olarak felsefe
önceki bütün felsefeleri kendi içinde bütünleştirir ve aşar. Ancak bunu yalın bir toplama işlemi biçiminde değil. Doğru'nun kendisine ulaşmak üzere gerçekleştirdiği eyleme göre yapar. Felsefenin her parçası bir bütündür
her felsefe bir dairededir ve ansiklopedi dairelerin dairesidir; bunun sonunda ideye ulaşılır ve orada felsefe gerçekleşir.Kültür felsefesi
Geist
kendisini kültür dünyasında diyalektiğin üçlü hareketi gereğince
Sübjektif Geist (Öznel Tin)
Objektif Geist (Nesnel Tin) ve Mutlak Geist (Mutlak Tin) olarak açar. Buna göre
subjektif Geist en alt düzeyinden en üst düzeyine kadar insan ruhunu meydana getirir. Geist
kendisine yönelmiş özgür bir varlık
kendisini bilip tanıyan bağımsız bir gerçeklik haline gelmek için
doğadan yavaş yavaş sıyrılır. O
henüz gelişmemiş bir ruh halindedir ve bu haliyle antropoloji biliminin araştırma ve inceleme konusu olur. Ruhun henüz doğadan tümüyle sıyrılamadığı bu aşamada
ona karşılık gelen kavrayış biçimi duyumdur. Ruh
daha sonraki aşamada 'duygu' ya da hissetmeye geçer. Hissetmenin en gelişmiş ve tamamlanmış şekli 'kendini hissetme'dir ve bu bilince giden bir ara basamaktır. Bilinç
böylelikle duyum
algı ve anlayış aşamalarından geçerek kendini özgür bir Ben (Ruh
Zihin) olarak tanır.O
bundan sonra başka benleri de tanır ve kabul eder. Böylelikle
Geist kendisini Nesnel Ruh olarak gerçekleştirir ve ortaya ahlaklılık ve Devlet çıkar. Bu durum benin kendi içinde kalmaktan kurtularak genel kurallara ve öznellikten nesnelliğe yükselmesi demektir. Böylece
herkes için geçerli olan
herkesi kavrayan nesnel Ruh ortaya çıkmış olur. Tarih dediğimiz şey
Hegel'e göre
halklarda beliren Ruhun gelişmesinden başka bir şey değildir. Tarihin belli bir anında
belli bir halk
Ruhun gelişmesini üzerine alır. Ruhun hukuk
devlet
ahlak ve tarih alanındaki bu nesnelleşmesi boyunca kendine dönmesi
kendini tanıması
mutlak Ruhun bilincine varması söz konusudur. Özel isteklerin
tutkuların ve eğilimlerin alanında
herkes için geçerli nesnel ilkeleri ortaya koyarak
onları hukuk
ahlak
devlet şeklinde kabul eden Ruh
bütün koşullardan sıyrılarak kendini tanımaya
kendi özünü farketmeye başlar. Böylelikle
Mutlak Ruh haline gelir.Mutlak Ruh da üç adımlı bir hareketle gerçekleşir. Onun birinci aşaması sanat (tez)
ikinci aşaması ise dindir (antitez). Buna karşin
onun üçüncü aşaması felsefedir (sentez). Felsefe
Hegel'e göre
hem sanatın hem de dinin aşilması ve onların içlerinde taşıdıkları hakikatin daha üst bir düzeyde kavranmasıdır. Felsefe
Geist'ı
mutlak varlık olarak kavrar ve onu hem maddi olmayan bir düşünce
hem de elle tutulup gözle görülebilen bütün varlıkların birliği olarak kavrar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder